KAMU GÖREVLİLERİNİN GÖREV ESNASINDAKİ FİİLLERİ NEDENİYLE ŞAHSİ SORUMLULUĞU

1. İDARENİN ZARARDAN SORUMLULUĞU

Anayasa ve kanunlarla kamu hizmetlerini yerine getirmekle gö­revli kılınan idare, bu görevini yerine getirirken bazı zararlara yol açabilir. İdare bir zarara yol açmış ise, hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, idare hukuku kurallarına göre sorumlu tutulur. Hukuk devleti ilkesini benimseyen pek çok hu­kuk sisteminde olduğu gibi, Türk hukukunda da anayasal bağlamda idarenin sorumluluğu esası benimsenmiştir. İdarenin sorumluluğu adli yargıda değil, kural olarak idari yargıda hükme bağlanır.

Sosyal devlet ilkesi gereği idare bazı durumlarda kusuru olmasa bile zarardan sorumlu olabilir. İdare hukukunda kusursuz sorumluluk başlıca iki ilkeye dayanır. Bunlar: Risk ilkesi ve Fedakarlığın Denkleştirilmesi İlkesidir. Kusursuz sorumluluğun ilke ve esasları Anayasa m.125’deki “ ‘’idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.’’ hükmüne dayanarak yargı içtihatları ve bazı özel hükümlerle belirlenmektedir. Örneğin kolluk görevlilerinin mesleki risk nedeniyle uğradıkları zararların idarece tazmin edilmesi yasal bir düzenleme ile öngörülmüştür. 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, mesleki risk nedeniyle kolluk personelinin uğrayacakları zararların, risk ilkesi gereği bu zararların meydana gelmesinde herhangi bir kusuru olmamasına rağmen idarece tazmin edilmesini öngörmektedir.

İdarenin kusur sorumluluğu açısından ise hizmet kusurunun mev­cudiyeti gereklidir. Hizmet kusuru, yargı içtihatları ile geliştirilmiş olan, idare hukukuna özgü ve zaman içinde değişken bir özellik gös­teren bir kusur türüdür. Genel olarak kamu hizmetlerinde görülen aksaklık, eksiklik olarak ifade edilmektedir. Hizmet kusurunun mev­cut olduğu durumlarda kamu personeli aleyhine değil, idare aleyhine dava açılabilir.

Zararın hizmet kusurundan değil, kamu personelinin kişisel kusurundan kaynaklanması ya da hizmet kusuru ile kişisel kusurun bir arada bulunması durumunda sorumluluğun kime yöneltileceği hususu önem taşımaktadır.

2. HİZMET KUSURU-KİŞİSEL KUSUR AYRIMI

Türk hukukunda kamu görevlilerinin, hizmet kusuru teşkil eden eylem ve işlemlerinden kişisel sorumlulukları yoktur. Bu nedenle hiz­met kusurundan dolayı ortaya çıkan zarar için kamu görevlisine karşı özel hukuk hükümlerine dayanılarak adli yargıda tazminat davası açı­lamaz. Hizmet kusurunun varlığı halinde idareye karşı idari yargıda tam yargı davası açılması gerekir.

Hizmet kusuru ile kişisel kusurun bir arada bulunması, örneğin yargı kararlarının kamu görevlilerince uygulanmaması durumunda kararı uygulamayan kamu görevlisi kişisel olarak, idare ise gerekli dikkat ve özen gösterilmediğinden hizmetin kötü işlemesi nedeniyle hizmet kusuru kapsamında sorumlu olacaktır. Bu durumda kişisel kusur ile hizmet kusuru iç içe geçmiş olmakla birlikte çoğunlukla sorumluluk idari yargı yerinde idareye yöneltilecektir.

İYUK 28/4’te 2014 yılında yapılan değişiklikle kamu görevlilerinin tazminat sorumluluğu ortadan kaldırılmış, “Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir.” hükmü getirilmiştir. Elbette bu durumda mahkeme kararını kasten yerine getirmeyen kamu görevlisinin cezai sorumluluğu ayrıca gündeme gelebilecektir.

Bununla birlikte idarenin kusur sorumluluğu söz konusu olduğunda zararın meydana gelmesinde kusurlu hareket eden kamu görevlisine kusuru oranında rücu edilmesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir. İdarenin kamu görevlisine rücu etmesi konusunda Anayasanın 40/3 ile 129/5’te ve 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesinde rücu müessesesi ve rücu hakkı düzenlenmiştir.

3. HİZMETTEN AYRILABİLEN SALT KİŞİSEL KUSUR

İdarenin bahsedilen geniş sorumluluk alanının dışındaki yani doğrudan kamu görevlisinin sorumluluğuna gidilmesi gereken durumlar hizmetten ayrılabilen salt kişisel kusur olarak nitelendirilmektedir. Bu gibi durumlarda kamu görevlisinin kişisel kusuru o kadar ağırdır ki zarar ile hizmet arasında illiyet bağı kopmaktadır ve verilen zarardan doğrudan kamu görevlisi sorumlu olmaktadır.

Konuyu Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelen bir olayla somutlaştırmak yerinde olacaktır. Bir devlet hastanesinde per­sonel olan davacı hamileliği sebebiyle aynı hastanede muayene olmak istediğinde doktorun kendisini muayene ederken çok sert davranması nedeniyle uyarması sonucu aralarında tartışma çıkması ve doktorun kendisine diğer personelin önünde hakaret etmesi nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla asliye hukuk mahkemesinde tazmi­nat davası açmış; mahkeme davalı üniversite bünyesinde görevli dok­torun muayene esnasında davacılara yönelik eylemi nedeniyle dava­cıların varsa manevi zararlarını doktorun bağlı olduğu idare aleyhine idari yargıda açacakları davayla talep etmeleri gerekeceği gerekçesiyle davanın yargı yolu bakımından reddine karar vermiş, bu karar kesin­leşmiştir. Daha sonra davacı davasını idari yargıda açmış, idare mahke­mesi idarenin eylemlerinden kaynaklanan tam yargı davalarında bir yıl içinde ön karar alınması gerekliliği bakımından davacının süreyi kaçır­dığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi, kamu görevlilerince görevleri sırasında gerçekleştirilen işlem ya da eylemler sırasın­da, ağır kişisel kusur ile hareket edilmiş olması ve bu kusurun hizmet kusu­rundan ayrılabilir nitelikte bulunması durumlarında, hizmet kusuru ve zarara konu olay arasındaki illiyet bağı kesileceğinden, kamu görevlisinin yukarıda belirtilen Anayasal ve yasal korumadan yararlanması ve kamu görevlisine kar­şı şahsi kusuruna dayanılarak açılan davanın, 2577 sayılı Kanun çerçevesinde idari yargı yerinde görülmesi mümkün olmayacaktır gerekçesiyle davanın asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğine karar vermiştir.  (Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü, E. 2016/482, K. 2016/617, Karar Tarihi: 26.12.2016)

Kamu görevlilerinin kolayca hizmetten ayrılabilen, şahsi husumet, kin, kötü niyet gibi saiklerle hareket ederek ve idarenin yetki, imkân ve kabiliyetlerini kullanmaksızın kişilere verdikleri zararlar nedeniyle kişisel olarak sorumlulukları doğacak ve buna ilişkin davalar husumet ilgili kamu görevlisine yöneltilmek suretiyle adli yargıda açılacaktır. Örneğin bir askeri personelin astına veya üstüne görevle ilgili ortaya çıkan bir husumet nedeniyle hakaret etmesi durumunda manevi tazminat talebi tam yargı davası olarak idareye yöneltilebilecektir. Ancak husumetin kamu hizmeti ile ilişkisi olmayan özel hayatlarına ilişkin bir konudan çıkması durumunda adli yargı yerinde manevi tazminat davası açılabilecektir.

Yargıtay HGK’nın benzer bir olaydaki aşağıda yer verdiğimiz kararını paylaşmamız konuyu örneklerle açıklaması nedeniyle faydalı olacaktır.

“Hizmetten ayrılabilen kişisel kusur ise kamu hizmeti ile ilgisi olmayan kamu görevlisinin özel hayatı ile tamamen özel tutum ve davranışlarından kaynaklanan bir kusurdur. Konunun iyi anlaşılabilmesi için örnek vermek gerekirse:

Sabahleyin aracı ile kamu hizmetini yapmak için çalıştığı hastaneye gelen doktorun, aracını park ederken kendisinden önce tedavi olmak için hastaneye gelmiş olan bir hastanın aracına çarpıp zarar vermesi halinde bu, doktorun kamu hizmetiyle alakalı olmayan kişisel kusurudur. Aynı doktorun aracını park ettikten, hastanedeki poliklinik odasına girdikten sonra görevi olan sağlık hizmeti ile ilgili yaptığı (teşhis, tedavi ve ameliyat gibi) eylemlerde bir kusur olursa bu kusur hizmet kusurudur. Yukarıda açıklanan sorun konusunda sağlıklı bir sonuca ulaşmak için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeleri incelememiz gerekir.

Anayasa’nın 129/5 maddesinde; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken (görevlerini yaparken) işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları rücu edilmek kaydıyla kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ANCAK idare aleyhine dava açılabilir.

657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın (kişilerin uğradıkları zararlar başlıklı) 13. maddesinde; kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine DEĞİL ilgili kurum aleyhine dava açarlar.

Anayasa’nın 129/5 maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13. maddesinin Borçlar Yasası ışığında yorumlayarak kamu görevlileri aleyhine kişisel kast ve kusurlarının varlığı halinde Adli Yargı’da dava açılabileceğinin kabulü mümkün değildir. Zira: Borçlar Yasası genel kanun olup, yine genel olarak “zarar ika eden şahsı” esas almış olup, kamu görevlisi veya memurdan bahsetmemektedir.

Bir konuda hem genel hüküm, hem de özel hüküm varsa, o takdirde özel hükümlere üstünlük verilerek uygulama yapılması hukukun temel prensiplerindendir.

Anayasa’nın 129/5 maddesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13. maddesi, yorum gerektirmeyecek kadar açık, net ve amirdir. Sonuç olarak kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kasıtlarından ve kusurlarından dolayı doğan tazminat davalarında kamu görevlilerinin aleyhine değil ANCAK kamu idaresi aleyhine dava açılabileceğinin kabulü gerekir.

Nitekim yukarıda söz edilen mevzuat hükümleri doğrultusunda 14/09/1983 tarih 1980/4-1714, 1983/803 Karar sayılı Hukuk Genel Kurulu kararında da bu görüş benimsenmektedir.

Davaya konu edilen olayda; davalı, Adli Tıp Kurumu Başkanı olup 12/06/2002 tarihinde Adli Tıp Kurum Fizik İncelemeler Dairesinde uzman olarak çalışan davacı ile uzman arkadaşlarını makamına çağırarak tümüne hitaben konuşma yaptığı, konuşmada dairenin işleyişi ile ilgili hakaret ettiği ileri sürülmüş, görevi sırasında ve görevi nedeniyle meydana gelen zarardan sorumlu tutulması istenmiştir.

Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. Kamu görevlisi hakkında adli yargı yerinde dava açılamayacağına göre, kamu görevlisi hakkında adli yargıda açılan tazminat davasında kast ve kusur aranmaksızın husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekir.” HGK., E. 2013/417 K. 2014/81 T. 5.2.2014

4. SONUÇ

Sosyal hukuk devletinin gelişimi ile paralel olarak idarenin sorumluluğu mevzuatta, öğretide ve içtihatta giderek genişleyen bir eğilim göstermektedir. Bunun sebepleri, zarara uğrayan kişilerin ödeme gücü yetersiz kamu görevlileri karşısında mağdur olmalarının önlenmesi veya tazminat tehdidi altında kamu hizmetlerinin yürütülmesinin kamu görevlileri üzerindeki baskıyı artıracağı ve hizmetin iyi işlemeyeceği endişesi olarak değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte doğrudan kamu görevlilerinin sorumluluğuna gidilmesi gereken durumlar her olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilerek yargı yeri belirlenmeli, mağduriyet yaşamamak için konuda uzman avukatların yardımına başvurulmalıdır.

Stj.Av. Ziya KORKMAZ

Av. Yalçın TORUN

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.